top of page

PALYATİF BAKIM VE HOMEOPATİ

3 Eyl
8 dakikada okunur

Hastayı iyileştiremediğimiz zamanlarda da yapabileceğimiz çok şey var

Palyatif bakım denildiğinde çoğu insanın aklına artık tedavi seçeneğinin kalmadığı, yaşamının son dönemindeki hastalar geliyor.

Oysa palyatif bakım bundan çok daha fazlasıdır.

Palyatif bakım; hastalığı tamamen ortadan kaldırmak mümkün olmasa bile hastanın ağrısını ve sıkıntı veren belirtilerini azaltmak, yaşam kalitesini mümkün olduğunca korumak, hastanın isteklerine ve değerlerine saygı göstermek ve hem hastaya hem de ailesine destek olmak demektir.

Ne yazık ki bu alan yalnızca Türkiye'de değil, dünyanın pek çok ülkesinde hâlâ gelişmeye çalışan bir alan.

Tıptaki gelişmeler, yeni ilaçlar, yoğun bakım uygulamaları ve ileri teknoloji sayesinde artık pek çok hastalıkta yaşam süresini uzatabiliyoruz. Hastalığı tedavi

edemediğimiz durumlarda bile hastanın daha uzun yaşamasını sağlayabiliyoruz.

Ama burada kendimize başka bir soru sormamız gerekiyor:

Daha uzun yaşamak her zaman daha iyi yaşamak anlamına geliyor mu?

Ve belki bundan da önemlisi:

Hasta ne istiyor?

Hastanın ne istediğini sormak

Amerika'da ve bazı gelişmiş Avrupa ülkelerinde hastanın yaşamının son dönemine ilişkin tercihleri daha fazla konuşuluyor ve mümkün olduğunca hastanın isteğine uygun bakım planlanmaya çalışılıyor.

Bir hasta örneğin, “Bir gün solunumum durursa makineye bağlanmak istemiyorum” diyebilir.

Bu tercih, yasal ve tıbbi çerçeve içerisinde önceden konuşulup kayıt altına alınabilir ve hastanın kararlarına mümkün olduğunca saygı gösterilebilir.

Bazı ülkelerde ve bazı Amerikan eyaletlerinde ise yaşamın sonlandırılması konusunda farklı yasal düzenlemeler bulunmaktadır. Bunlar çok karmaşık etik ve hukuki tartışmalardır.

Ancak bence bütün bu tartışmaların merkezinde çok basit bir soru olmalı:

“Bu insan nasıl yaşamak istiyor?”

Çünkü bazen biz hekimler, yapabileceğimiz tıbbi müdahalelere o kadar odaklanıyoruz ki hastanın aslında ne istediğini sormayı unutabiliyoruz.

Türkiye'de palyatif bakım

Türkiye'de evde bakım ve sağlık hizmetleri, yaşlı bakım merkezleri ve daha ileri bakım sağlayan kuruluşların sayısı giderek artıyor. Ancak ihtiyacın hâlâ çok büyük olduğunu düşünüyorum.

Çocukluğumda bazı hastalar için “Artık bu hasta için yapılabilecek bir şey kalmadı. Eve götürün, rahat ettirin” denildiğini hatırlıyorum.

Bugün artık bu cümleyi çok daha az duyuyoruz.

Çünkü tıp ilerledi.

Daha fazla şey yapabiliyoruz.

Ama bazen “daha fazla şey yapabilmek”, hastanın daha rahat ettiği anlamına gelmeyebiliyor.

Kimse sevdiği bir insanın acı çekmesini istemiyor. Hele ki evde, gözlerinin önünde uzun bir ölüm sürecini tek başına yönetmek çoğu aile için çok ağır.

Çalışan insanlar var.

Çocuklarına bakmak zorunda olanlar var.

Gece gündüz bakım verecek başka kimse olmayan aileler var.

Ve bazen hasta kadar, ona bakan insan da tükeniyor.

İşte bu nedenle palyatif bakımın yalnızca hastaya değil, hastanın yanında duran herkese verilmesi gerektiğine inanıyorum.

Önce insanın zihnine ve duygularına bakmak

Palyatif bakımda benim en çok önem verdiğim konulardan biri hastanın fiziksel şikâyetlerinden önce ne hissettiğidir.

Ölümden korkuyor mu?

Yalnız kalmak istemiyor mu?

Sürekli birinin yanında olmasına mı ihtiyaç duyuyor?

Huzursuz mu?

Ölümü kabul edebiliyor mu?

Yoksa hâlâ bunun gerçekleşeceğine inanmak istemiyor mu?

Bazen hastanın asıl sıkıntısı ağrı değildir.

Korkudur.

Bazen yalnız kalmaktır.

Bazen “Ne olacak?” sorusudur.

Bazen de artık kontrolün tamamen elinden gittiğini hissetmektir.

Homeopatik yaklaşımın burada önemli olduğunu düşündüğüm alanlardan biri de budur.

Çünkü homeopatide yalnızca “hastanın hangi hastalığı var?” diye bakmayız. Hastanın bu hastalığı nasıl yaşadığına da bakarız.

Korku, yalnız kalamama ve Arsenicum

Bir hastamı hâlâ çok iyi hatırlıyorum.

Çok korkuyordu.

Odada asla yalnız kalmak istemiyordu. Mümkünse ışığın açık kalmasını istiyordu.

Bu tür bir hastayı yalnızca “anksiyetesi var” diye değerlendirmek bana hiçbir zaman yeterli gelmez.

Neden korkuyor?

Yalnız kalınca ne hissediyor?

Güvende olmak için neye ihtiyaç duyuyor?

Huzursuzluğu nasıl?

Bu hastada benim aklıma Arsenicum album gelmişti.

Arsenicum'u homeopatide yalnızca korkularla ilişkilendirmeyiz. Bulantı, kusma, ishal, huzursuzluk, tükenmişlik ve özellikle güvenlik ihtiyacı ile birlikte görülen pek çok tabloda değerlendirdiğimiz remedilerden biridir.

Palyatif bakımda da bu tür tablolarla sık karşılaşıyoruz.

Deliryum, ajitasyon ve halüsinasyonlar

Yaşamın son günlerinde veya saatlerinde bazı hastalarda deliryum ortaya çıkabilir.

Hasta çok ajite olabilir.

Bağırabilir, çağırabilir.

Olmayan şeyleri görebilir.

İnsanları tanımayabilir.

Yataktan kalkmaya çalışabilir.

Bazen o kadar huzursuz olur ki bir kişinin değil, üç-beş kişinin aynı anda hastayı kontrol etmesi gerekebilir.

Yoğun bakımda böyle tabloları çok gördüm.

Ve bazen hastayı sakinleştirebilmek için ciddi sedasyon uygulamak zorunda kaldığımızı da biliyorum.

Homeopatik yaklaşımda ise hastanın bireysel tablosuna göre Hyoscyamus, Belladonna gibi remediler düşünülebilir.

Elbette burada homeopatinin gerekli tıbbi müdahalelerin yerine geçmesini savunmuyorum. Özellikle ağır deliryum, ciddi ajitasyon veya güvenlik riski olan hastalarda modern tıbbın olanakları kullanılmalıdır.

Ancak uygun hastalarda homeopatinin semptom kontrolüne tamamlayıcı bir destek sağlayabileceğini düşünüyorum.

Ölümün kendisiyle karşılaşmak

Tecrübeli bir yoğun bakım doktoru olarak söyleyebilirim ki hayatım boyunca çok sayıda insanın bu dünyadan ayrılışına tanıklık ettim.

Ve herkesin ölümü aynı değil.

Bazı insanlar son günlerinde ölümü kabulleniyor.

Bazıları son anlarını mümkün olduğunca huzur içinde geçirmek istiyor.

Bazıları ise bunu kabul edemiyor.

Korkuyor.

Ajite oluyor.

Deliryum yaşıyor.

Bazen insanın son saatlerini nasıl geçirdiği, geride kalanlar için de yıllarca unutulmayacak bir anıya dönüşüyor.

Bu nedenle bence ölümden yalnızca korkmamak değil, ölüm hakkında konuşabilmek de gerekiyor.

Fiziksel semptomlar

Zihinsel ve duygusal sıkıntıların yanında, yaşamın son döneminde çok ciddi fiziksel semptomlarla da karşılaşabiliyoruz.

Kabızlık, bulantı-kusma, ağrı, nefes darlığı, oksijen ihtiyacı, bası yaraları ve halsizlik bunların yalnızca birkaçıdır.

Terminal dönemde hastalar çoğu zaman çok sayıda ilaç kullanırlar. Bu ilaçların kendileri de bulantı, kusma, kabızlık, ishal ve başka yan etkilere neden olabilir.

Burada amacımız hastanın kullandığı gerekli ilaçları ortadan kaldırmak değil, hastanın semptom yükünü mümkün olduğunca azaltmaktır.

Kabızlık

Uzun süre yatağa bağımlı hastalarda en sık karşılaştığımız sorunlardan biri kabızlıktır.

Hareketsizlik, yetersiz sıvı ve beslenme ve kullanılan ilaçlar, özellikle bazı güçlü ağrı kesiciler, kabızlığı daha da artırabilir.

Konvansiyonel tıpta bu hastalara laksatifler ve bağırsak hareketlerini düzenleyen ilaçlar verilir.

Homeopatik yaklaşımda ise hastanın bütün tablosuna göre Opium, Nux vomica, Bryonia gibi remediler değerlendirilebilir.

Ben homeopatinin burada gerekli tıbbi tedavinin yerine geçmesini değil, uygun olduğunda ona eşlik eden bir yaklaşım olmasını önemsiyorum.

Bulantı ve kusma

Terminal dönemde bulantı ve kusma da hastayı çok zorlayabilir.

Bazen kullanılan ilaçlara bağlıdır.

Bazen hastalığın kendisinden kaynaklanır.

Bazen de hiçbir tedaviye rağmen yeterince kontrol altına alınamaz.

Homeopatide hastanın semptomlarının özelliklerine göre Ipecacuanha, Arsenicum album gibi remediler değerlendirilir.

Yine burada temel amaç hastanın rahat etmesidir.

Ağrı

Palyatif bakım denildiğinde en önemli konulardan biri de ağrıdır.

Hiç kimse gereksiz yere ağrı içinde bırakılmamalıdır.

Güçlü ağrı kesiciler gerektiğinde kullanılmalıdır. Hastanın ağrı çekmesini, yalnızca homeopatik bir remedi kullanmak adına kabul edemeyiz.

Ancak uygun hastalarda homeopatik yaklaşım, ağrı kontrolüne tamamlayıcı bir katkı sağlayabilir.

Burada hastanın ağrısının sadece şiddetine değil, nasıl bir ağrı olduğuna, neyin artırıp azalttığına ve hastanın ağrıyı nasıl yaşadığına bakmak gerekir.

Nefes darlığı ve oksijen ihtiyacı

Palyatif bakımda en korkutucu fiziksel semptomlardan biri nefes darlığıdır.

İleri evre akciğer hastalığı olan bir hasta için birkaç adım atabilmek bile çok büyük bir şey olabilir.

Bir hastamı hiç unutamıyorum.

İleri evre akciğer kanseri olan bir beyefendiydi.

Oksijen desteği ile oturuyordu.

Bir gün bana şöyle dedi:

“Bana söylemiyorlar güya ama ben biliyorum, ölüyorum. Ben de onlara çaktırmamaya çalışıyorum. İyileşecekmişim gibi davranıyorum.”

Sonra bana en büyük arzusunu söyledi.

“Şu oksijenden kurtulmak istiyorum. Tuvalete rahat gidip gelebilmek istiyorum. Bir de evime gitmek, evimin camından dışarıyı seyretmek istiyorum.”

Hastanenin penceresi hiçbir yere bakmıyordu.

Sadece binanın boşluğunu görüyordu.

Onun için evinin penceresinden dışarı bakabilmek bile inanılmaz önemliydi.

O dönemde Stannum metallicum ile takip ettim.

Oksijen desteğinden ayrılabilecek kadar toparlandı ve evine gidebildi.

Yaklaşık iki-üç hafta sonra durumu tekrar kötüleşti ve hastaneye geri yatırıldı.

Ama o birkaç hafta onun için çok değerliydi.

Çünkü onun istediği şey aslında “daha uzun yaşamak” değildi.

Kendi evine gitmekti.

Kendi penceresinden dışarı bakmaktı.

Tuvalete kendi başına gidebilmekti.

İşte bazen palyatif bakımın amacı tam olarak budur.

Her ne pahasına olursa olsun yaşamı uzatmak değil.

Hastanın kalan zamanını onun için anlamlı hâle getirmek.

Hareketsizlik ve bası yaraları

Uzun süre yatağa bağımlı kalan hastalarda bası yaraları da önemli bir sorundur.

Burada belki de en önemli tedavi çok basittir:

Hastanın düzenli olarak pozisyonunun değiştirilmesi.

Cildinin kontrol edilmesi.

Uygun beslenmesi.

Yeterli sıvı alması.

Basınç noktalarının azaltılması.

Yaranın doğru şekilde temizlenmesi ve pansumanının yapılması.

Homeopatik olarak ise Calendula gibi remediler bazı durumlarda tamamlayıcı olarak değerlendirilebilir.

Ancak hiçbir homeopatik yaklaşım uygun yara bakımının, enfeksiyon tedavisinin veya gerektiğinde cerrahi değerlendirmenin yerine geçmemelidir.

Palyatif  bakım ve homeopati
Palyatif bakım ve homeopati

“Artık yapılacak bir şey yok” gerçekten ne demek?

Bazen hastaya bakarken “Artık yapılacak bir şey yok” diyoruz.

Ben bu cümleyi artık farklı duymaya çalışıyorum.

Çünkü:

“Artık hastalığı iyileştiremiyoruz” başka bir şeydir.

“Artık yapacak hiçbir şeyimiz yok” bambaşka bir şeydir.

Hastayı iyileştiremeyebiliriz.

Ama ağrısını azaltabiliriz.

Korkusunu dinleyebiliriz.

Nefesini rahatlatabiliriz.

Bulantısını azaltabiliriz.

Ağzını nemlendirebiliriz.

Onu çevirebiliriz.

Elini tutabiliriz.

Ailesinin yanında olmasını sağlayabiliriz.

Ve bazen onu istediği yere, kendi evine gönderebiliriz.

Bütün bunlar da tedavinin ve bakımın bir parçasıdır.

BAKICININ BAKIMI

Palyatif bakım sadece hastanın değil, ona bakan kişinin de ağır bir yük taşıdığı bir süreçtir.

Bazen hastanın acısı kadar, ona bakan kişinin yorgunluğu ve tükenmişliği de görünmez bir acı hâline gelir.

Ben her zaman şunu söylerim:

Palyatif bakımda en iyi ilaç sevgi ve şefkattir; bu sadece hastaya değil, ona bakan kişiye de verilmelidir.

Bakıcının yaşadığı tükenmişlik, suçluluk, uykusuzluk, fiziksel yorgunluk ve duygusal çöküş çok yaygındır.

Bu nedenle tamamlayıcı homeopatik yaklaşım, uygun durumlarda yalnızca hastanın değil, bakım veren kişinin yaşadığı semptomların da değerlendirilmesini içerebilir.

Duygusal yük, suçluluk ve içsel çöküş

“Yeterince iyi bakamıyorum.”

“Keşke daha fazla yapabilsem.”

“Acaba bir şeyi eksik mi yaptım?”

Bu düşünceler bakım verenlerde çok sık görülür.

Özellikle sevdiği birinin bakımını üstlenen kişi, zamanla kendisini de unutabilir.

Homeopatide Ignatia; ani üzüntü, duygusal dalgalanmalar, bastırılmış ağlama ve yoğun duygusal sıkışma gibi durumlarda değerlendirilen remedilerden biridir.

Phosphoric acid ise uzun süren üzüntü ve bakım yükünün ardından duygusal olarak tükenmiş, kendisini tamamen boşalmış ve enerjisi çekilmiş hisseden kişilerde düşünülebilir.

Burada yine remedi seçiminin yalnızca “bakıcı çok üzgün” gibi tek bir belirti üzerinden yapılmaması gerektiğini düşünüyorum. Kişinin bütün tablosuna bakmak gerekir.

Uykusuzluk, tetikte olma hâli ve anksiyete

Bakıcının uykusu çoğu zaman bölünür.

Hastanın her nefesini dinler.

Her hareketini takip eder.

“Bir şey olursa?” diye sürekli tetikte bekler.

Bir süre sonra bu durum ciddi bir zihinsel ve fiziksel yorgunluğa dönüşebilir.

Coffea; zihnin sürekli çalıştığı, kişinin yatağa girdiğinde düşüncelerinin hızlandığı ve uyuyamadığı durumlarda homeopatik olarak değerlendirilen remedilerden biridir.

Cocculus ise özellikle uykusuzluk nedeniyle tükenmiş, günlerdir doğru düzgün uyuyamamış ve sürekli nöbetleşe bakım vermek zorunda kalmış kişilerde düşünülebilir.

“Gece boyunca başında bekledim. Sabaha karşı uyuyabildim ama bir saat sonra yine kalktım.”

Bazen bakım verenin hikâyesi tam olarak budur.

Kali phosphoricum da zihinsel yorgunluk ve sinirsel tükenmişlik tablolarında değerlendirilen remediler arasındadır.

Fiziksel yorgunluk ve tükenmişlik

Bazen bakıcı hastadan daha yorgun hâle gelir.

Gün boyunca hastaya pozisyon vermek…

Beslemek…

Temizlemek…

İlaçlarını takip etmek…

Gece kalkmak…

Doktorlarla görüşmek…

Hastanın her değişikliğini takip etmek…

Bütün bunlar tek bir kişinin taşıyabileceği bir yük değildir.

Arsenicum album, kaygı ve huzursuzluğun eşlik ettiği fiziksel ve zihinsel tükenmişlik tablolarında değerlendirilebilir.

Gelsemium ise uzun süreli stres sonrasında kişinin “gücüm tamamen kesildi” şeklinde hissettiği, ağır ve bitkin olduğu durumlarda düşünülebilecek remedilerden biridir.

Ama burada belki homeopatiden bile önce yapılması gereken bir şey var:

Bakıcıyı yalnız bırakmamak.

Evde bu işi yapabilecek başka insanlar varsa nöbetleşe bakım yapılmalı.

Mümkünse bir gün iki kişiye bölünmeli.

Biri gece, biri gündüz destek olabilir.

Çünkü bakıcının da uyumaya, dinlenmeye, duş almaya, dışarı çıkmaya, arkadaşlarıyla konuşmaya ve birkaç saatliğine bile olsa kendi hayatına dönmeye ihtiyacı vardır.

Kendisi tükenmiş bir insanın başka bir insana uzun süre sağlıklı bakım vermesi mümkün değildir.

Ve bazen en iyi bakım bir bardak sudur

Palyatif bakım konuşurken remedilerden, ilaçlardan, oksijenden, ağrı kesicilerden söz ediyoruz.

Ama bazen en iyi bakım bunların hiçbirisi değildir.

Hastaya bir bardak su vermektir.

Ağzını nemlendirmektir.

İki saatte bir pozisyonunu değiştirmektir.

Üşüyorsa üzerini örtmektir.

Canı yanıyorsa bunu fark etmektir.

Bilinci kapalı olsa bile onunla konuşmaktır.

Elini tutmaktır.

Ve yanında olduğunuzu hissettirmektir.

Çünkü hasta konuşamıyor diye hiçbir şey hissetmediğini düşünmemeliyiz.

Bir de altı haftalık bir kedi vardı…

Bazen öğrendiklerimizi yalnızca insanlarda değil, başka canlılarda da deneyimleriz.

Altı haftalık bir kedi vardı.

Gençlik hastalığı geçirmişti.

Çok hastaydı.

Çok halsiz ve düşkündü.

Açıkçası öleceğini düşünüyorduk.

Daha fazla acı çekmesin diye Arsenicum vermiştim.

Toparlandı.

Ve üç yıldır yaşıyor.

Bu benim için çok etkileyici bir deneyimdi.

Çünkü bize tekrar şunu hatırlattı:

“Artık yapılacak bir şey yok” dediğimiz anda bile bazen hâlâ yapabileceğimiz bir şey vardır.

Belki iyileştirmek değildir.

Belki yalnızca rahat ettirmektir.

Belki birkaç gün kazandırmaktır.

Belki birkaç hafta.

Belki de sadece korkusunu azaltmaktır.

Ama o küçük fark, hasta için çok büyük olabilir.

Palyatif bakımın merkezinde ne olmalı?

Bence cevap çok basit:

İnsan.

Hastalığı değil.

Tetkik sonuçlarını değil.

Monitördeki sayıları değil.

Öncelikle insanı görmeliyiz.

Ne istiyor?

Neden korkuyor?

Neye ihtiyacı var?

Kimin yanında olmak istiyor?

Nerede olmak istiyor?

Ne kadar müdahale istiyor?

Ve belki de en önemlisi:

Kalan zamanını nasıl geçirmek istiyor?

Bazen cevap hastanede daha fazla tedavi değildir.

Bazen cevap evdir.

Bazen ailesidir.

Bazen açık bir pencerenin önünde oturmaktır.

Bazen ışığın açık kalmasıdır.

Bazen birinin elini tutmasıdır.

Son söz

Biliyorum, bugün hakkında konuştuğum konu birçok insanın duymak, görmek ve kabul etmek istemediği bir konu.

Ölümden konuşmak kolay değil.

Yaşamın son döneminden konuşmak da kolay değil.

Ama bu insanlar var.

Binlerce insan yaşamının son döneminde bakıma ihtiyaç duyuyor.

Ve onların yanında olmaya çalışan binlerce aile üyesi, doktor, hemşire ve bakım veren var.

Ben her zaman hem hastalara hem de onlara bakan insanlara destek olmaya çalışıyorum.

Homeopatinin de bu alanda, doğru hastada ve doğru şekilde, gerekli tıbbi bakımın yanında tamamlayıcı bir yaklaşım olarak hastanın ve bakım verenin semptom yükünü azaltmaya yardımcı olabileceğine inanıyorum.


 
 
 

Yorumlar


bottom of page